Bandoda kullanılan müzik aletleri ve kısa açıklamaları
Orkestra trampet, trombon, saksafon, klarinet (klarnet), tuba, perkisyon, vurmalı grubu (Davul vb..) ile hizmet veriyor.

Basliklara geri don Trampet
Trampet, geniş kenarlı bir kasnağın iki yüzüne birer deri gerilmesinden meydana gelen tahta veya madeni gövdeli olup davulun küçültülmüş bir şeklinden ortaya çıkarılmış bir çeşit çalğı aletidir. Alt derisi üzerinde gerilmiş bir titreme kirişi ile vidalanmış olan trampetin üst derisine sift bagetle vurulmak suretiyle özel ayağı uzerinde veya bir kayışta boyuna asılı olarak çalınır.

Basliklara geri don Trombon
Eski bir geçmişi olan ve günümüz orkestralarında kullanılan bir çalgı. Silindir biçimindeki borusu ve huniye benzeyen ağız kısmıyla trompeti andırır. Kayarak işleyen sürgüsüyle trompetten ayrılır. Ses rengi gösterişlidir. Sürgü koluyla çalınır. Tromboncular bu kolu çekerek ya da iterek, titreşen havanın bulunduğu boruyu uzatır ya da kısaltır. Böylece değişik yükseklikte sesler elde edilir. Sürgünün yedi değişik durumu, iki oktavı geçen kromatik bir ses merdiveni sağlar.

Basliklara geri don Davul
Davul, Türklerin kullandığı en eski musiki aletlerindendir. VIII yüzyılda köbürge, daha sonraları tuğ ve XI yüzyılda küvrüğ adını almıştır.

Davul, silindir biçiminde olup tahta veya madeni kasnağın iki yanına gerilmiş derilerin bağlanmasından meydana gelir. Omuza asılacak kaytanı ile vurulmasında kullanılan tokmak ve ince değnekten ibarettir. Mehterde ve halk arasında çalınan davullar, bu şekilde tokmak ve değnekle çalınır. Bando ve boru–trampet takımlarında kullanılan davullar ise değneksiz olarak yalnız ön tarafına tokmakla vurularak çalınır.

Basliklara geri don Zil
Zil, en eski Asya Türkçesinde; çeng,çang kibi adlar taşırdı. Zile sanç ve zenç de denirdi. Zil çalanlarla zilci, zençci ve zilzen gibi adlar verilmiştir. Ziller, bakır ve kalay karışımından yapılır.

Zillerin kenarları tam birer daire şeklindedir. Diş tarafları kenarlarından ortaya doğru kabarıklaşır, iç tarafı yayvan bir kaba benzer. Kalınlığı birkaç milimetre kadardır. Zilin ortası deliktir, bir delikten zilleri elle tutmağa yarayacak bağlar geçirilir ve zilin iç tarafında dügümlenir.

Basliklara geri don Saksafon
Saksafon çoğunlukla pirinçten yapılan, koni ve “S” biçiminde olan, ağızındaki kamışla ses çıkaran üflemeli bir çalgıdır.Saksafon genellikle pop ve caz müziği ile ilişkilendirilse de, önceleri klasik batı müziği ve ordu müziği çalgısı olarak tasarlanmıştı.

Saksafon, 1840’ların başında Paris’de yaşayan Belçika’lı müzik aygıtları yapımcısı ve klarnetçi Antoine-Joseph ‘Adolphe’ Sax tarafından tasarlandı. ‘’Saksafon’’ adı da “sax’ın sesi” anlamını taşır. Sax’ın 1846’da patentini aldığı konusunda değişik görüşler öne sürülse de, en olası olanı, ophicleide çalgısına klarnet ağızlığı eklenmesiyle ortaya çıktığıdır. Gerçekten de sax, babasının klarnet ve ophicleide üretilen fabrikasında yıllarca çalışmıştır.

Sax’ın 1846’da aldığı patentten sonraki yirmi yıl boyunca,saksafon yalnızca Sax’ın fabrikasınca üretildi. 1966’de, patent süresinin bitiminden sonra saksafonda öteki üreticilerce bir çok değişiklik yapıldı.

Saksafon klarnetinkine benzer. Klarnetteki gibi,içi yuvarlak ya da dört köşe oyulmuş, tek kamışlı ağızlık kullanır. Tuş sistemi ise aynı olmasa da flütle benzerlik gösterir. Saksafon, metalden yapılan bir enstruman olmasına rağmen, yapısı ve kökeni gereği, bakır üflemeli değil, tahta üflemeli çalgılar arasında sayılır.

Saksafonlar çoğunlukla pirinçten yapılıp, üzerlerine saydam vernik, altın ya da gümüş ile kaplama yapılır. Vernik ya da öteki kaplamalar pirincin paslanmasını önlediği gibi, ses niteliğinin artmasını ve çalgının görüntüsünün ilgi çekici olmasını sağlarlar.

Değişik dönemlerde, saksafon yapımında plastik ve tahta gibi değişik gereçler de denenmiştir. 1930 öncesinde saksafonların verniklenmeden ya da kaplama yapılmadan satışa sunulmaları yaygındı. 1960’lara dek ise, bazi saksafonlar ucuz olmaları bakımından gümüşle değil, nikelle kaplanırdı.


Bandonun Tarihi
Ingiliz ve Alman bandolarının 1780 yılında halka konserler vermeye başladıkları bilinmektedir. Bu takımlarda kullanılan enstrümanların çeşitleri de pek çox degildi: 2 klarnet, 2 korno, 2 faqot, 1 trompet, 1 tambur ve 1 davuldan oluşmaktaydı. Fransızlar da aynı aletleri kullanmaya başlamışlardı. Ek olarak bir de trombon vardı.

Türk orldusunun, Osmanlı zamanında Asya, Afrika ve Avrupadaki fetihleri sırasında düşmanlardan saysız ordu çalğıları ele geçirilmiş ve bunlar Istanbula getirilmiştir. Bu yabancı sazların hiçbiri begenilip kullanılmış değildir. Buna karşılık Avrupalılar, Türk sazlarının çoğundan faydalanmışlardır. Üstelik arma olarak, Türk ordu mızıkası sembolü olan, yarı tuğ biçimi olup zillerle donanmış ve püskülerle süslenmiş hilali şekliyle “çevqan” adını taşıyan müzik aletini, bundan yarım yüzyıl öncesine kadar kendi bandolarında kullandılar. Bu arma bugün de Alman ordusunda saygın yerini korumaktadır.

XVI yüzyılda askeri mehterhaneler, çalışmalarını sürdürürken, yeni asker kitaları için 1820de Fransız usulü tambur-majör denilen boru ve trampet takımlarının da orduda teşkili yoluna gedilmişti. Türklerde halk diliyle (Tranzimat yıllarında) trampet takımı adını taşıyan bu takım, 1955e kadar boru ve trampetten ibaretti. (Bu takımda kısa bir süre için fifre denilen küçük flüt de kullanılmıştır).

Cumhuriyet devrinde, tümen komutanlıklarında görev yapan bandolar, muzik çalışmalarını yürütürken, alay katındakı birliklerde de boru ve trampet takımları çeşitli hizmetler yapmaktaydılar.

1954te bando birlikleri kadrolarına da alınan boru ve trampet takımları, bando için yazılmış borulu marşları birlikte seslendirmeye başlamışlardı. Böylece, yalnız kulağa hitap etmekle olan askeri müzik, bandonun, boru ve trampet takımı eşliğiyle yapılan birtakım gösteri hareketleriyle, gerek askerin ve gerek halkın gözüne de hitap etmesi bakımından önemli bir değer kazanmayı da sağlamış oldu. 1955te boru ve trampet takımları için (yeni bir buluş olarak) yazılan marşlarda, davul ve zile de yer verilmiş olduğundan, Genelkurmay Başkanlığının 5 Temmuz 1955 tarihli emriyle, yeni şekil esasına göre kadrolanan boru ve trampet takımlarına ayrıca davul ve zil katılması, boru ve trampet takımlarının seslendirme faaliyetlerini artırmış oldu.

Basliklara geri don Boru
Boru, Türkçe bir kelimedir. Boruyu Selçuklu Hükümdarı Alparslanın bulduğu söylenmektedir. Türklerin XII yüzyılda kullandıkları boruya “nay-ı Turki” deniyordu. Eskiden tunçtan yapılan boruların, Osmanlılar devrinde pirinçten yapıldığı anlaşılıyor. Nay-ı Turki, Hata ve Huten Türklerinin kullandığı birbuçuk arşın uzunluğunda bir borudur. Düdük gibi delikleri vardır ve bir kattır. Başı deve boynu gibi eğridir, sesi gürdür. Osmanlı mehterhanesinin çaldığı borular, sarı pirinçten yapılıyordu. Bu borular, yalnız Osmanlı mehterhanesine özeldi. Kırım hanlarının mehter takımlarında ise, Efrasiyab borusu denilen başka çeşit bir boru kullanılıyordu. Adına kurrenay denilen bu boru, Acem ve Osmanlı mehterhanelerinde çalındığı bilinen, uzun ve gittikçe genişleyen madeni iri bir borudan oluşmaktaydı. Bu saz, gerçek mehter sazı olmayır Osmanlılarda kullanılmıştır.

Bölgeler ve Şehirler Bölgeler ve Şehirler